30 Eylül 2009 Çarşamba

içim gül biraz, güldür biraz.

ben hiçbir şey demesem de olurmuş. bütün bunları yazmasam da olurmuş. millerce ötede hastalıktan kıvranmasam da olurmuş. senin gelip şunu öldürmen lazım.
uzaktan uzağa bugün işim var, yarın da olmaz, biraz daha beklesen cümleleri daha çok canımı yakıyor. bilmem duyabiliyor musun?

yazık ediyoruz.

yoksun zaten, daha neyi azaltıyorsun?

önümüzdeki yılları da yıpratıyoruz. tükürüyoruz üzerlerine. çamurluyoruz üstüne basıp basıp. sanki yaşanmasını istemiyormuşuz gibi. sanki çoklar, hiç tükenmezler gibi.
tükeniyoruz ama sevgilim. ne zamandır gülemiyoruz yan yana. gülemezsek ölürüz halbuki biliyorsun bunu.

şimdi senden bir tek bunu istiyorum.
içim gül biraz, güldür biraz...

23 Eylül 2009 Çarşamba

oğlum yapma bak valla bozuşuruz.


fuck you
fuck off
fuck you
fuck me
fuck us
fuckin bitch
fucking madrid
fucking junkies

fuck the system we hate everybody.
her gece burada bu balkonda fahişelerin konuçlandığı sokağa bakarken. fuck me forever

22 Eylül 2009 Salı

heppi börzdey benjamin


rakı içen her erkek gibi benjaminin de politika konuşmaya başlamasına şaşırıp kalmak. ya da artık şaşırmasak mı napsak? bu yoğurdu şekerlesek de mi saklasak sonra da amerikan salatası mı yapsak ya ne yapsak?
benjamin dolabın kapağını açık bırakmasın didem fişleri prizde unutmasın istiyorum! hayat aynı anda hem boşvermişlik hem fransızlık olmasın. kafası karışmış bir genç kızım ben. kızım ulan. chicayım işte; dos chicas erasmus'un chicasıyım. aynı oradaki gibi işte. mad-riding yaparken sokaklarda kaybolmak gibi.

loser olmak ya da olmamak
işte bütün mesele

8 Eylül 2009 Salı

gün gelir zaman bizi aklar...

üzgünüm gidenler için
üzgünüm bitenler için
sadece çok üzgünüm
dargın değilim

nolur sen de beni affet
kahır değil bu kıyamet
cezamızı çekiyor gibiyiz belki de nihayet

bir gün çalınırsa kapımız
tekrar anılır san'atımız
o zaman sarılır kanayan yaramız...


günahlar günahlar günahlar
gün gelir zaman bizi aklar
yıkanır ihanetler, yıkanır ahlar...

madrid günlüğü

dün gece uykumdan şiddetli bi acıyla uyandım. ve uzun zaman sonra sol bacağıma kramp girmişti. bütünüyle uyandım. aklım fikrim bacağımdaydı. çok yürümüştüm çok yorulmuştum açtım sigara içmek istiyordum. bi sigara yaktım. yavaş yavaş geçiyordu. sanırım sigara iyi gelmişti. sigara da bi şeye iyi gelirmiymiş dedim annem misali. sonra annemi özlediğimi farkettim. iki gündür aramıyordum onu da, sanırım özlemiş olmalı. umarım merak etmiyordur. umarım burada bütün depresyon nedenlerimden uzakta olduğumu anlıyordur ve sırf bu yüzden bile üzülmüyordur. bacağım hala canımı yakıyor. üzerinden oniki saat geçmesine rağmen ben buradayım beni unutma diyebiliyor.
on iki saatlik değil aslında biliyorum. çok zamanların acısını çıkartıyor vücudum. hayatıma dair tedirgin olduğum her şey adına, düşündüğüm üzüldüğüm kafamı yoran tüm insanlar tüm ilişkiler adına bir tepki bu. kilometrelerce uzakta olsam da peşimden geliyorlar biliyorum. ve bir gece yarısı dünyanın bile farkında olmadığı bir kasabada fiestadan hemen sonra umutsuzluktan biraz önce sol bacağımın tombul baldırında su yüzüne çıkıyor. bu bana kavafisi hatırlattı. bütün gün sokaklarda ev arasam da hep aynı, hep aynı diye çığlıklar atıyor hücrelerim. yeni bir ülke bulamadım işte.
şimdi burada saat öğleni biraz geçmekte. penceremden sokağı göremiyorum, eminim kimsecikler yoktur ortalıkta, derin uykular vakti bu coğrafya için... ben ezginin günlüğü dinliyorum. yine ofacık bir odadayım. bilirsin işte yerde bavulum kapağı açık sonuna kadar, oraya buraya saçılmış kağıtlar. sanırım en iyi sen bilirsin benim sırtında çantayla yol alan halimi. bu yol sana çıkmıyor. halbuki iklim aynı seninle olduğum gibi sıcağı sıcak soğuğu soğuk, deniz yok burada da, kuru ve tozlu hava dudaklarımdaki çatlakları belirginleştiriyor. evet, kimse öpmüyor dudaklarımı.
ekim'e anlatacak çok hikayem var. şu an benden haberdar değil biliyorum. ama yakında pek yakında elinde kullanma talimatı ispanyolca olan oyuncaklarla gülümseyecek. dün geceyi de anlatacağım elbet; bacağımdaki krampı, zihnimdeki ağrıları, ezginin günlüğünü ne kadar çok sigara içtiğimi...
bu su hiç durmayacak ama, sana doğru akacak...

5 Eylül 2009 Cumartesi

mad-riding


komik bir kasabanın dandik hostelindeen ucuzundan şeftali likörü içip, tuhaf müzikler dinleyerek uyuyakalmak.
elif şafaktan bile rezil bi haldeyiz.
fuck me deejay!

30 Ağustos 2009 Pazar

tebdil-i mekân

ben gidiyorum. ocağı pencereleri balkon kapısını falan hep kontrol ettim. perdeleri çektim. sabah erkenden çıkarım ki kimsecikler gittiğimi anlamasın. buzdolabında azıcık yemek vardı, bizim çocuklara yedirdim. korkmayasın dolapta küflenecek bir şey bırakmadım.
nevresimlerin durduğu çekmeceye para bıraktım. altınlarım hep koyduğumuz yerde. başın sıkışırsa alır harcarsın. sormana gerek yok, darılırım valla.

faturaları yatırdım, gelecek ayın aidatını da köşeye bıraktım, orada koridordaki büyük dolabın rafında. sen hiç dert etme, kolaycacık geçecek her şey.

arada annemle babama uğra, hayırsız abim de evde durmaz iyice baş başa kalırlar. onlar şimdi benden haber alamayınca endişelenirler. yol üstünden geçerken kapılarını çal. evde yiyecek bir şey hep vardır. hele de pazarsa annem kesin ıspanaklı börek yapmıştır, yanına da mis gibi çay. lezzetinden bir an önce yemek istersin, sıcağından ağzın yanar yiyemezsin. stress yaparsın oracıkta. sen babama bakma onun ağzı kalaylıdır. üç beş demeden götürüverir börekleri. candır ikisi de doyum olmaz hallerine.

kalmak istrsen benim yatağımda yat. çiçekli yastık kılıfım hala yerli yerinde. sana tavsiyem perdeleri arala da uyu. benim odaya güneş z(m)or doğuyor biliyorsun.
yalnız kitaplarıma dokunursan bozuşuruz. tozlansınlar bırak. en çok onlar susar bilirim. susar ve beklerler. bu yüzden onlardan birini yolluyorum sana. o gün evde ol, kapıyı sen aç. senden başka kimse karşılamasın beni. odamın kokusu sindi sayfalarına, ruhumun karmaşasını resmediyor her cümlesi. sonra yavaş yavaş çevir sayfaları. her şeyi en baştan al. biraz dur, ufak bir es ver hayatına.

mesela beni düşün.

ne hissedersen, ne geçerse aklından ilk, ne sıkarsa canını, bozarsa moralini... adın gibi eminsin bundan, hepsi bana ait. bu kadına. yazın son günü şehri terk edip, canını burada bırakan kadına ait.

ne dersen de artık adına, nevrotiklik mi naletlik mi ya da çocukluk mu sadece... ben yokken varmışım gibi davranmaya kalkışma. ayrı durmak, dokunamamak, seslenememek, kavga edememek, ağlayamamak da bizim bir parçamız.

bırak toplama yatağımı, dağınık kalsın.

bu da bizim mahremimiz, yeniden yeniden ürettiğimiz.

daha yürüyecek uzun yollarımız var.

bekle beni.