9 Ekim 2009 Cuma

la gran bleu

we are in the deepest blue. gettin dark and dark. sometimes i can see some flashes on your eyes. suddenly they are revealed then they dissapear. i cannot measure your temperature.

mavi bir ışık yanıp sönüyor başucumuzda. konuşurken hiç duymadığım sözcükleri seçiyorsun. literatürümü zorluyorum. olmuyor. anlayamıyorum. mavi öpücük izleri her yanım. saçlarım ıpıslak. ter içindeyiz, sanki bir ipin iki ucundan çekiştirir gibi. eziyet gibi geliyor o an. ulaşamadık hala en derinimize.

- you turned me on. it's been days and days that i had not see myself on someone else's face.

***

uzun zamandır düşünüyorum, resim yapmalıyım. bak ne çizeceğimi tasarladım bile:
şuraya, havuzun içine, iki fıskıyenin ortasına bir masa iki sandalye yerleştireceğim. masada oturmuş kart oynayan iki adam olacak. ben de tam burada duracağım, şimdi durduğumuz noktada. ışık buradan çok iyi geliyor.

***

one night i fell asleep; it was all blue.

kutuplara yerleşeceğim, ayılar güzeldir.

- yıllardır burada seni bekliyorum
- biliyorum bitanem biraz geciktim kusura bakma
- olsun en sonunda beklediğime değdi, geldin ya!
- üşüyorum sanki...
- ben seni ısıtırım...

***

artık kendimi sana teslim ediyorum. daha fazla mücadele etmeyeceğim.

***

- sigara?
- kullanmıyorum.

everyone says i love you


gelsin filmimi çeksin artık, aynı senaryoyu yedinci kez oynuyorum. bir sekizincisini yürek kaldırmaz.
kalktım madrid'e geldim, yeni hikayeler yazmak için ama maalesef olmuyor. çakma karakterlerle çakma aşk öyküleri peşimsıra kovalıyorlar.
olan hayalgücüme oluyor, elin dreamerına karşı küçük düşüyorum sonra.

woody allen, buradan sana sesleniyorum:
keşfet beni, keşfet! ne malzemelerim var inan sen bile şaşıracaksın!

6 Ekim 2009 Salı

istanbul dostlarına mektup

“Ne çok şey eskidi diyorsun
Benim küçük intiharlarım

Kimseler yoktu Tarot kahvesinde
Birileri teneke çalıyordu dışarda
Artık çıkış kimseyi ilgilendirmediğinde
Yaprakların dilini konuşmak gölgelerin
Yeni bir dünya yok
Yeni bir dil olmadan.

Söyleyemediklerim yaralıyor en çok
Aradığım ne varsa bulamıyorum

Kim bana bir iris bıraktı terk ederken beni?

Uzaklarda deniz-kızları ölüyor
Bir kadının görebileceği bütün düşler
Amazonya, yüreğim…

Tekrarlanan bir dil/tekrarlanan bir dünya
Deka-dans-ia

Bir ikonun, bir personanın etrafında döndü herşey
Ne çok kişi bıçaklayıp durdu kendini
Gecelerden bir gece Manresa’da olmak
Mutlak değerlerin çekiminde adım atmak
Mermer yüzlerle
Demode zevklere doğru
Unutmak deka-dansı unutmak.

Ama bu gece Manresa yok
Brüksel’e yağmur yağıyor

Ve bütün kentlerde bir ve tek korku var.

Ne çok şey eskidi diyorsun
Değişen bir şey yok oysa

Korkunç akşamüstüler hatırlıyorum
Bitimsiz bir iç sıkıntısıyla
Küçük bir odada birlikteydik
Birileri Krilov’du
Birileri Nastasya Filipovna
Birileri ormanda keman çaldı tek başına
Herkes kendi Marienbad’ını yaşadı
Hortlak yaşamların gölgesine doğru
Ölmedi onlar
Başka bir biçimde aynı şeyleri yaşıyorlar.

Küçük bir odada birlikteydik
Odalar büyüdükçe birlikte olunamıyor...”

lale müldür.

4 Ekim 2009 Pazar

drunk.


me gusta marijuana,
me gustas tu.
que hora son mi corazon?

2 Ekim 2009 Cuma

teklik.

kendini kandırmak.
halbuki birkaç saat önce oğluma sana aşık olduğumu anlatıyordum.
aşağıdaki fahişe yüzüme bakıp gülümsedi. homeros burada olsaydı da hikayelerinde benden de bahsetseydi. marakeşli torbacılar, ispanyol hippiler, güney amerikalı fahişeler...
cuando fumo um pocito, yo puedo ver el conejo blanco.
artık hiçbir şey eskisi kadar fantastik gelmiyor.

sanırım gerçekliğimi yitirmek üzreyim. günbegün akıl sağlığımı korumak daha zorlaşıyor. kendi kendime burası gerçek değil diye tekrarlıyorum. sonra sangria yapıyoruz bir küp, iki haşhiş ateşliyoruz. hiç bu tip endişelerimiz kalmıyor.

sanırım ardımda bıraktıklarım arasında netlikle seçebildiğim tek imajsın. sen de gidersen miyop gözlerim artık geçmişi görmez olur. yine de gitme diye yalvarmam. muğla'daki eve gömerim "biz"i. arada bir de sardunyalar ekerim üstüne. belki cesedimizden bir hayat doğururuz diye...
o da olmazsa susarım büsbütün.

sonra derin bir omm palacio real'e karşı; denizsiz şehirlerde günbatımı tutkusu. sen orada bozkırın ortasında, ben burada ateşin ortasında.

unutur muyuz dersin erciyes'in soğuğunu?

mad-riding por la noche

unutmamamız gerekenlerden biri.
almost high
almost arrested
almost drunk
almost lesbians
almost cocaine

ev yine, benj ve ispanyolca konuşma çabası. bir kolombiyalı iki fransız ben ve my annoying sister. nereye kadar demek istiyorum.
"so you've changed everything right?"
"i'm not gonna talk to you again!"
"you're a cinyus man"